Ben Bipolarım. Bipolar Benim


#1

Herkese merhaba arkadaşlar bende kendi hikayemi anlatmak, içimi dökmek istedim. Bugün internette gezerken bipolar hakkında saçma sapan şeyler okudum. İnanılmaz sorular gördüm. Hiç bir zaman içimdekileri dışarı vurmadım sadece günlüğüme yazdım.Ama şunu farkettim ki gerçekten bu hastalık hakkında birşeyler bilmeniz gerekiyor. Elimden geldiğince tüm sorulara bu başlıktan cevap vereceğim. Umarım tek bir kişiye dahi olsa yardımım dokunur.

1993 yılının haziran ayında bipolar bozukluk tanısı kondu. Şok olmuştum inanamadım. İNANMADIM. Manik depresif hastalığımı kabul etmem uzun zaman aldı.
Akıl hastalığına sahip olma düşüncesi beni derinden rahatsız etti. Acı çektim. Ağladım. Klasik acı çekme safhalarını yaşadım önce ilk şok, müzakere, öfke ve nihayetinde kabulün aşamalarını bir bir geçtim. Bu arada da bunlarda yetmezmiş gibi yirmi sekiz yaşında, metabolik bir bozukluk olan insüline bağımlı diabet teşhisi kondu. Bu illet bipolar bozukluk gibi, kontrol edilebilen ancak tedavi edilemeyen kronik bir hastalıktı. Hem de uygun tedavi olmaksızın yıkıcı sonuçlara sahip olabilen kronik bir hastalıktı. Ailemin tepkisini dün gibi hatırlarım. Gerçi hoş ailemide nasıl unutabilirdim ki.

Ne yazık ki akıl hastalığı ile perçinlenmiş bir ailede büyüdüm. Babam depresyon ve alkolizm tarafından tüketildi, çoğu zaman bana o mavi gözlerle bakarken bile intihar girişiminde bulundu. Hiç kimse babamın hastalığını bana açıklayamadı. Onu kafamda zayıflıkla denkleştirdim. Artık nörobiyolojik bir bozukluğu olduğunu biliyorum. Şiddetli unipolar depresyon geçirdi ve hastalığının kurbanı olarak vefat etti.

On dokuz yaşında, erkek kardeşim Serkan’a paranoyak şizofreni teşhisi kondu. Çocuk resmen hayattan çekildi ve hiç tanımadığım, görmediğim bir cehennemin içinde yaşadı. O da babam gibi hastalığına yenik düştü. Sağlığı git gide kötüleşti ve yirmi dokuz yaşında vefat etti.

Yirmi yaşında, diğer erkek kardeşim Furkan’a da bipolar bozukluk tanısı kondu. Babam gibi bir alkolik olduğu için onda babamı görüyordum. Hayatı oldukça hızlı yaşadı, ama aynı zamanda farkında olmasak da hastalığı onu bitirme noktasına gelmişti. Halen içimde ki en büyük yara Furkanımdır. Çok geç fark ettik. Temmuz 1993’te, tanısını aldıktan bir ay sonra intihar etti.

O dönemler kabus gibiydi. Çünkü akıl hastalığı denilen şey ailemi elimden almıştı ve şimdi doktorlar bana da bir akıl hastası olduğumu söylüyordu. Buna inanmayı reddettim. Çünkü böyle bir hastalığa boyun eğmek için çok güçlüydüm. Beni de bu hayattan ayıracak duygulara yer vermeyecektim. Babamın ve iki kardeşimin tanık olduğu o dehşete ben düşmeyecektim, zihnin derinliklerinde ölümlerine yol açan o yavaş işkence, aynı kader … Hayır ben ne kurban olacaktım ne de bu hastalığın esiri. Çünkü şuna inanıyordum ki her insanın hatta her canlının içinde yaşamın özü vardı. Yaşam denilen şey bizdik. Onu biz oluştuyorduk. Bu dönemlerde kendimi sadece okumaya adadım.

Ailemde liseden mezun olan, daha sonra üniversiteye ve yüksek lisansa devam eden tek kişi bendim. İlkokul öğretmeni olduktan sonra egenin bir ilinde okula atandım. Ne güzel hayatım düzene biniyor. Her şey daha da güzel olacak diyordum.

Ama işler daha iyi olmadı. Hatta daha da kötüleşti. En başta bana neler olduğuna inanamadım. Kontrolü kaybediyordum. Güvenim sarsılmıştı. Artık verdiğim kararlarıma da güvenemedim. Dürtüsel, dengesiz ve kararsızdım, neredeyse aynı anda ağlarım ve aynı anda gülerdim. Manik ve depresif ruh halim beni bitirme noktasına getirmişti. Delireceğimden ölesiye korkuyordum.

Psikiyatristim, karışık bir bipolar bozukluğum olduğunu söyledi. Buna rağmen her zaman duygusal olduğum gerçeğini biliyordum. Hayatında olağanüstü stresli bir dönem geçiren dramatik bir bireydim. Hastalığı kendimden, kim olduğumdan ayırt edemiyordum. Bana neler olduğunu anlamak için umutsuzca çabaladım. Resmen delirdim. Yoğun ajitasyon yaşadım ve sanki bir sinirlilik denizine daldım. Abartılı tepkiler yaşadım, en ufak bir gürültüde yerimden zıplar oldum. Yeri geldi bir kapı sesi, telefon zili, yumuşak bir ses. Etrafım uyaranlarla sarmalanmış sürekli bombardıman halindeydim. Sürekli olarak birşeyler unutup bir şeyler kaybettim. Kendime güvenimin tükendiği günlerdi. Ne bekleyeceğimi bilmiyordum.

Hayatımda ilk defa okumak için kendime kitap aldım. Ama ne zaman okumaya başlasam bir kelimeye takılıp kalıyordum… bir kavram beni benden alıyordu… aklımda kitabın daha okumadı bütün bir hikayesi dönerken, acilen dışarı çıkmaya çalışıyordu. Yüzlerce cümle gözümün önünde diziliyor, ağlıyor, gülüyordu. Düşüncelerim birbirleriyle yarışıyordu. Farkediyordum ki konuşmam daha hızlı ve daha hızlı geliyordu. İnsanların gözündeki görünümümü görebiliyordum, ama yavaşlayamadım. DURAMADIM.

Uyuyamadım. Düşünmeyi bırakamadım. Düşüncelerim kafamın içinde toplandı. Tek bir düşünceye odaklamıyordum. Çünkü her şey beni dikkatimi dağıtıyordu. Eğer bir düşünceye devam etmeyi başarırsam, obsesyon derecesinde takıntılar yaşıyor sanki bilge biri haline dönüştüğümü hissediyordum. Ne zaman bu tip bir düşünceyi kenara bırakmaya çalışsam, kafamın içinde dikkatimi çekmek için on fazla düşünce daha savaşıyordu. Çok geçmeden, masamda yüzlerce notla dolu kağıtlar birikiyordu.

Bütün bu olanları terapistimle konuştum ve içimdeki fırtınayı anlamama yardımcı oldu. Gözyaşlarım varlığımı doyurdu. Duygusal bir kargaşadaydım, ve kardeşim Furkanın bir keresinde bana seslendiği anı hatırladım, "Gülcihan, kim olduğumu biliyorum ben şahmeranım, ateşin içinden yanmadan geçen kişiyim.”

O deli artık diyordum kendime. Ah Furkanım, kardeşim, birtanem. Tanısı Manik depresifti, ben değildim diyordum. Ayrıca kim olduğumu biliyordum. Ayrıca, hiç intihar etmedim diye düşünüyordum. Sadece uyumayı severdim uyku istedim, ölüm değil. Yine de, bir kez garip bir his sanki bana ve aklıma bir anlığına sahip oldu, sadece bir saniye için … o an düşündüm ki, "Sadece bir atış (aşırı doz insülin) ve tüm bunlar bitecek.”

Of Allahım of yazdıkça hatırlıyorum. Hatırladıkça ağlıyorum . Bu kadar yükü bir anda atmak bana iyi gelmeyecek anlaşılan. Allah nasip ederse yarın ya da birkaç gün sonra inşallah başımıza bir iş gelmezse devam ederim arkadaşlar. Çünkü baya bir kötü oldum. Hepinize hayırlı geceler ve hayırlı ramazanlar diliyorum. yazımı sitesinde yayınlanmaya onay veren arkadaşa da tekrar tekrar teşekkür ediyorum.

Eğer anlatım arada kopuksa affola. Çünkü inanın ben bile nasıl yazdığımı, yazabildiğimi anlayamadım. Çok yoğun duygu geçişleri yaşadım. Ama siz beni anlarsınız. :slight_smile:


#2

İçim rahat etmedi. Yazımın sonu karamsarlık ve hüsranla bitmeyecek arkadaşlar. Sakın endişeye ve hüzne kapılmayın. Bunu belirtmemim sebebi kötü dönemlerimde tek bir yazıdan bile etkilenir olmamdı. Bende sizin gibi aynı şeyleri yaşadım. Hepiniz kendinize iyi bakın, yakında görüşmek üzere. :slight_smile:


#3

Asıl biz teşekkür ederiz.


#4

Normalde bu tür yazıları okumaktan kaçınıyorum çünkü çok etkileniyorum ama bu sefer içimden okumak geldi ve yine kötü hissettim sanki başıma kara bulutlar çöktü nefesim daraldı yazdıklarınız yaşadıklarıma yakın olan olaylar. Umarım artık Biz de güzel günler görürüz


#5

hastalığın adı ne olursa olsun insan daha kötüsünü bilmediği için hep yaşadığını en kötüsü sanıyor.ve şu safhaları geçiyor şok,müzakere öfke ve nihayetinde kabül… işte filmin başladığı yerde tam olarak burası kabül ettikten sonra sahne diyor yaşam ve başlıyorsun oynamaya .tamda burda ne devreye giriyor önceki yaşadıklarınmı ,karakterinmi kaderinmi…offf kafamda bir yığın soru …tecrübe etmem gereken bir yığın duygu cevaplamam gerkende sorular var .bana bu dönemde bu tür yazıları okumak bilakis iyi geliyor teşekür ederim paylaşım için